Uk English
Es Castellano
Tr Turkçe

IBen dünyanın farklı taraflarından geliyorum. Avrupa, Orta Doğu, Amerika. Bu kadar çok yerde insanın kendini evinde hissetmesi bir ayrıcalık. Müziğim de bu yerlerden geliyor; Dylan ve The Stones’un beni etkilediği kadar, Astor Piazzolla veya Münir Başir’in tınıları da müziği yazış ve çalış tarzımı şekillendirdi. Sanırım müzisyenlerin hepsi duymak istedikleri müziği yapıyor.


Nader Hamid

Ben, 7 Temmuz 1971’de Brüksel’de doğdum. Ebeveynlerim Irak’ta doğmuşlar ama dünyanın farklı bölgelerinde büyümüşler, ki bu benim ailemi dünya vatandaşlığının gerçek bir örneği yapıyor. Dünyayı herhangi bir milli kimlik ve aidiyet duygusu olmadan görebilmek, kendinizi herkesle özdeşleştirebilmenize yardımcı oluyor. Hayatımın ilk 13 yılı , hayal meyal hatırladığım Belçika, Irak, Londra, BAE, Viyana, Ürdün ve adını dahi bilmediğim birçok başka yerden kalan anılar. Sonra İspanya’ya yerleştik ve ben, Endülüs ol an herşeye aşık oldum. Güneş, deniz, dağlar, yaşamayı seven ve onun nasıl yapılacağını iyi bilen insanlar. İspanya ile olan kontağımı hiç kaybetmedim, ve her ne kadar arada 12 seneyi ABD ve Belçika’da yaşayarak geçirdimse de 2002’de İspanya’ya geri döndüm ve ondan sonra da hiç terketmedim.


Nader Hamid

Çocukluğumda maruz kaldığım müzik, The Beatles klasikleri ve Top Of The Pops’un ötesine gitmemişti. Eddie Murphy mi olayım, yoksa Eddy Grant mı bilmiyordum, o yüzden babam bana bir aylığına bir bas gitar kiraladı ama pek de ilgimi çekmedi. Sonra 1985 yılında Far Corporation’ın Stairway To Heaven yorumunu duydum ve bir anda zihnimde yığınla kap ı açıldı. Zeppelin, Jimi, Dylan, The Allman Brothers, Jethro Tull, Van Halen, Santana, The Stones, Woodstock, ve yıllardır farkında olmadan yaşadığım bir sürü şey hayatıma sel gibi akmaya başladı. Sonra ABD’ye gittim ve orada konserlere gitmeye başladım. Efsaneleri sahnede bizzat görmekle müziğin hayatımdaki anlamı bir anda değişti. O insanların da ötesinde yaşıyordu, ve bir plaktan ya da kasetten duyduğun, bağ kurulamayan kopuk bir kavram değildi. Bu arada laf aramızda, hala bir gün Eddy Grant gibi olmayı istiyorum. 1996’da Brüksel’e geri taşındığımda harikulade müzisyenlerle tanıştım ve bir yandan şarkı yazmaya, bir yandan da sağda solda çalmaya başladım. O müzisyenlerden iyi arkadaşım Bai Kamara Jr. benim en büyük akıl hocalarımdan biri oldu ve hala da olmaya devam ediyor. Yıllar içersinde, Bai ile olsun, veya kendi başıma olsun, çalıştığım hiç kimse beni gitarcılıktan besteciliğe doğru onun kadar itmemişti. Bunun yanı sıra, beraber çalıştığım bütün müzisyenler bana ilham kaynağı ve arkadaş oldular.

Ve her zamanki gibi, yeni bir albüm üzerinde çalışmaya başladık bile…